TİMSAHIN GÖZYAŞLARI VE AĞLAMAK
AĞLAMAK VE TİMSAH GÖZYAŞLARI...
METE KIZIK
Ağlamak üzere yazılıp çizilenlerin, tartışmaların haddi hesabı yok. Ağlamanın insanları rahatlattığı, psikolojik ve biyolojik boşalım” olduğu herkesin ortak görüşü. Ağlamak bir yönüyle gözün kendini koruması. Yabancı bir madde kaçtığında, aşırı okumak ve bilgisayar ekranına bakmak, sabit noktaya kenetlenmek de beraberinde gözyaşını getiriyor.
Öte yandan duygusal tepkiler de ağlatıyor. Dünyaya merhaba diyen bebek ağlamayla birlikte ciğerlerine hava doluyor. Bir süre açlığını, acısını, dikkat çekmeyi ağlayarak gösteriyor.
Ergenlik çağına kadar neredeyse eşit oranda ağlanırken, sonrasında kadınlar daha sık gözyaşı akıtıyor. Bu durum ortalama 7 dakika, erkeklerden üc dakika fazla. Genellikle kadınlarda en etkili ”silah” durumuna dönüşebiliyor.
Ağlamaya yol açan nedenler arasında üzüntü, ikilem, kızgınlık, çaresizlik, acı, korku ve sevinç sayılıyor. İlhan İrem’in “ Ağlama Arkadaş” şirinine uyup, aşk için ağlamayanlar olsa bile, Bob Marley’in “ no woman no cry” şarkısına kulak verilmese bile, yaşantımız boyunca bir gömme banyo dolusu, yani yaklaşık 80 litre gözyaşı döküyoruz.
Peki nereden geliyor bu değirmenin suyu?
Üst göz kapağımızın içinde bulunan gözyaşı bezleri günde yaklaşık bir yemek kaşığı sıvı üretiyor. Göz kapağımızı her kapadığımızda bu sıvı gözümüzün yüzeyine dağılıyor. Göz kapaklarımız adeta arabanın cam silecekleri gibi. Daha sonra gözyaşı gözümüzün buruna yakın köşesinde bulunan kanallar aracılığıyla burun boşluğuna akıyor. Çok ağladığımızda bu kanallar tümüyle dolduğunda gözyaşı burun boşluğuna iletmek yetersiz kalıyor ve damlalar halinde yanaklarımıza süzülüyor.
Ağlamak kültürlerde farklı karşılanıyor. Örneğin Nijerya’da ağlayan bebek ebeveynice tokat ya da çimdiklenerek cezalandırılıyor. Böylece huyundan vazgeçirildiği sanılıyor. Çeşitli kültürlerde cenaze törenlerinde ağlamak, nezaket kuralı. Öyle ki Senegal’de meslekleri sadece ağlamak olan “Yas Kadınları” ölenlerin ardından 8 gün boyunca göz yaşı döküyor.
Ağlamalarıyla dikkat çeken ünlülerimiz de var. Başta Fetullah Gülen, Bülent Arınç, Nazlı Ilıcak, Emine ve Recep Erdoğan çifti bu yanlarıyla tanınıyor. Ancak çoğunluk bu duygu selini “timsah gözyaşları” diye tanımlıyor.
13. yy.da Fransız Tabiat Bilimleri sözlüğünde timsahların insanları yerken ağladığı belirtiliyor. Daha sonra “insanları yemek için ağlayacak kadar kurnaz” deyimi ortaya çıkıyor. Geçen yüzyıldan buyana da kandırma ve duygu sömürücülüğüne gönderme yapılıyor.
Oysa timsahım gözyaşı duygusal değil, ta
mamen biyolojik. ABD Biyoloji Enstitü’nün aylık yayını BioScience ‘nin 57. sayısında ilgili konuya göz atalım: ” Timsahların gözyaşı bezleriyle, tükürük bezleri aynı kanala bağlıdır. Timsahların çeneleri insanlara göre ters yapıya sahiptir. Alt bölüm sabit olup, üst bölüm hareketlidir. Büyük bir avı yemek için çenesini fazla açtığında ve çiğneme sırasında tükürük salgılarken gözyaşı bezlerine baskı oluşur. Bu fazla salgı dışarıya taşarak gözyaşı üretir. Bu da ağlıyormuş gibi bir görüntü oluşturur.”
Dileğim, 12 Eylül’ de anası bile ağlatılanlar, timsah gözyaşlarıyla bu maskeli baloya kanmasın… metekizik@cumhuriyet.com.tr
NOT: Bu yazı PAZAR ekinde yayınlanmamıştır!