Overblog Alle Blogs
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU

KADER SEVİNÇ; SİYASETÇİ, ŞAİR, GÜZEL

Veröffentlicht am von mete kizik-mete kızık

kadersevinctamsayfa.JPG

 

METE KIZIK

9 EYLÜL GAZETESİ

 

 

Kader Sevinç Avrupa Sosyalist Partisi Başkanlık Divanı Üyesi ve Brüksel’de CHP Avrupa Birliği Temsilcisi. Aynı zamanda ABD John Hopkins Üniversitesi akademi üyesi. Washington’daki Diplomatik Courrier Dergisi tarafından Dünya’daki en etkili dış politika liderleri arasında gösterilen Kader Sevinç siyasi yaşamının yanında bir çok sivil toplum girişiminde ve edebiyat alanında da etkin.


 

12 Eylül 1980 darbesiyle yaşamı sarsılmış eski bir polis ve öğretmenin kızı olan Kader o karanlık dönemi değerlendiriyor. Diyor ki;

 

Ülkemizin o karanlık yıllarından hemen hemen herkes payına düşeni aldı. Binlerce insan işkence gördü, hapislerde yattı yok yere. Herkesin bireysel yaşamı doğrudan etkilenmese de, yaşadıkları ülke dünya toplumsal kalkınma rekabetinde geri kaldı. Hayat boyu babam ve annem doğruyu savunmayı bir namus borcu bildiler. Çocuklarını da bu değerlerle yetiştirdiler. Yıllar boyu da değerlerinden vazgeçmemenin bedelini ailecek ödedik. Sürgünler, davalar... Bu deneyim bugün olduğum yerde Türkiye’deki tartışmalara, farklı açılardan bakmamı, Anadolu’yu, ülkemin insanlarını daha da sevmemi ve anlamamı sağladı


 

CHP’nin Brüksel’deki Temsilciliği’nin kuruluş öyküsünde neler var?


 

Küresel rekabet gücü yüksek bir Türk toplumu, siyasi innovasyon, Avrupa değerleri ve bilgi çağında uluslararası iletişim: CHP Brüksel’de bu alanların kesiştiği noktada ilerici bir güç birimi olarak kuruldu. Kurduğumuz temsilcilik hem AB sürecine siyasi ve teknik katkı rolü, hem de oluşturduğumuz model ile bir ilk oldu. Temel hedef Türkiye’nin AB sürecine destek olmak ve Avrupa’nın geleceğini şekillendiren tartışma ve girişimlerin içinde yer almak.  Transatlantik ilişkiler, enerji, Ar-Ge, Çin, sosyal politikalar, yeşil teknolojiler ve güvenlik gibi AB gündemindeki politika alanları bizim için de öncelik. Bu alanlarda AB etkinliklerine katılıyoruz.


 

Ayrıca CHP’nin ilk Avrupa Birliği yayınlarını İngilizce ve Türkçe olarak başlattık. Her yıl yüzlerce Avrupa Birliği bülteni paylaşıyoruz iletişim ağımız ile. Sosyal medya, e-posta ve inernet sayfamız gibi iletişim araçları ile yaklaşık 70.000 kişiye Avrupa Birliği hakkında bilgi ve içerik ulaştırıyoruz. Bir diğer etkinlik alanı olarak, kurduğumuz müzakere izleme takımı ile hem AB uzmanlarının bu sürece katkısını sağladık, hem de müzakereleri başlıklar halinde inceleyen bir sistem kurduk. Önemli bir diğer gelişme de AB Genişleme Komiseri Sn Füle ile CHP Genel Başkanı Sn Kılıçdaroğlu arasında kararlaştırılarak başlayan AB Komisyonu ile gayrı resmi çalışma gruplarının başlatılmasıydı.


 

Neredeyse sekiz kuşağa uzanan Türkiye’nin AB üyelik sürecini nasıl değerlendiriyorsun?


 

Herşeyden önce samimi bir düşüncemi paylaşmak isterim. İlerici bir liderlik sayesinde doğru politikaların hayata geçirilmesi gerekiyor. Çatışma değil uzlaşı kültürünü her alana hakim kılan bir Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olacak. Türkiye'nin demokratik geleceği Avrupa'dadır. AB’nin demokrasi ve mevzuat koşullarını karşılamış, Avrupa’nın küresel katkıda bulunan, Avrupa’ya jeo-stratejik konum, ekonomik dinamizm, genç istihdamı, doğal, kültürel ve tarihsel zenginlik, güvenlik ve enerji alanlarında yeni olanaklar sunabilen bir Türkiye AB’ye üye olacak. Bunun için de Avrupa’nın bugün içinde olduğu tartışmaları, sorunlarını ve fırsatlarını yakından takip etmeli, doğru analiz etmeli ve katkı sunmalıyız.

Gündemdeki “Çemberler Avrupası” tartışması, Türkiye’nin üyeliği için önemli ve kaçırılmaması gereken bir fırsat. Avrupa mevcut üyelerinin ve genişleme sürecindeki aday ülkelerin daha kolay entegre olacakları yeni bir düzene geçiyor. Merkezinde Euro bölgesi olacak. AB’de tüm kıtaya yayılan bir ekonomik ve demokratik güç olacak. Sosyal politikalar ve çevre gibi alanlarda daha da derinleşecek. Avrupa Birliği küresel gücünü genişletecek ve daha rekabetçi, değerlerinin daha iyi savunucusu olacağı bir düzene geçmeye hazırlanıyor. Türkiye bu sürece iyi hazırlanır, demokratik sorunları hızla geride bırakarak ilerlerse İsveç, İngiltere ve Balkanlarla beraber geniş Avrupa’da yerini alır.

 

kadersevinc.jpg

FOTO:LÜTFİ ÖZKÖK-STOCKHOLM

 

 

Bu arada Çernobil faciasından etkilenenler arasında oldun?


 

26 Nisan 1986’da Çernobil’deki 4 numaralı nükleer reaktörün patlamasının üzerinden yıllar geçti. Bu patlamanın sonucunda Hiroşima ve Nagasaki’ye atılan atom bombalarının 100 katı kadar radyasyonun havaya karıştığı yazılıyor. Radyoaktif bulutlar rüzgarın da etkisiyle Güney Afrika’ya kadar ulaştı. Bu sırada çocukluğumun bir bölümünün geçtiği ve Türkiye’de patlamadan en çok etkilenen Karadeniz bölgesinde, Samsun’da yaşıyorduk ailemle.

Çernobil faciasının 25. yılı olan 2011 yılında Brüksel’de “tiroid kanseri” olduğumu öğrendim. Türkiye’nin genel seçimlere gittiği günlerde ameliyatım yapıldı ve tedaviye başlandı. Hastanedeki tedavi sürecinin niteliği nedeniyle kendinizle başbaşa kalmak için çok zamanınız oluyor. O süreçten iki ayrı sosyal girişim ortaya çıktı.


 

Nedir bu sosyal girişimler ?


 

Birincisi eğitim ve koçluk alanında, Brüksel’deki Türkiye kökenli 6-14 yaşları arasındaki çocuklara yönelik haftasonu düzenlenen dersler ve etkinlikler. Girişimin adı Sınıf 1B. Öncelikli alanlarımız İngilizce, sanat, aikido, aktif vatandaşlık ve AB.

Diğer girişim ise bir düşünce kulübü: Türk Kahvesi Brifingleri. Güncel Avrupa siyaseti ve ekonomisi konularda bir konuk konuşmacı ve aynı alanda ilgili uluslararası çevrelerden kişilerin katılımıyla gerçekleşen yuvarlak masa toplantıları. Bu çerçevede konuklarımıza Türk kahvesi ve lokum servisi yapılıyor. Böylece bir çok Avrupa Parlamentosu milletvekilini, Avrupa Komisyonu yetkilisini, düşünce kuruluşlarından temsilcileri bu toplantılarımızda ağırladık. Tüm bu çalışmalarımızda gönüllü olan onlarca arkadaşımızın emekleri çok değerli. Gönüllü arkadaşlarımız Türkiye’de ilerici gündemin oluşturulmasına ve uluslarası alanda da başarı kazanmasına büyük katkı sağlıyorlar.


 

Sıkça Türkiye’ye geliyor ve dünyanın değişik yerlerine de seyahat ediyorsun Nasıl bir Türkiye’yi özlüyorsunuz veya hayal ediyorsun?


 

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak hepimizin hakettiği bir ülke. İlerici bir Türkiye. Her alanda: demokrasi, kadın hakları, özgürlükler, teknoloji, çevre ...


 

Siyasi çalışmalarınızla birlikte yazın dünyan da var. Şiir çalışmalarınızla da tanınıyorsun. Seni şiire yönlendiren şartlar nelerdi?


 

Şiire ilgim çocukluk yıllarıma dayanıyor; babamın hediyesi Rıfat Ilgaz’ın şiir kitabıyla başladı diyebilirim. Eski Foça’da lise öğrencisiyken şair Süreyya Berfe’nin kitaplığında çalışma imkanım oldu. Türkiye’de üniversitede öğrenciyken iki arkadaşım ile NAR adında bir şiir fanzini çıkarıyorduk. O günden sonra şiir dergilerinde zaman zaman göründüm. Brüksel’e gelince de şiir okumaya ve çalışmalarıma devam ettim. Brüksel’deki Passaporta edebiyat sanat merkezinin etkinliklerine bazen konuşmacı olarak, bazen şiirlerimle katkı sağladım. Şiiri şairin içinde yaşadığı katı gerçeklik dünyası ile iç dünyası arasında bağ kurma çabası olarak tanımlayabilirim. Yakında “Kırık Ülke” adlı şiir kitabım çıkacak. Bu kitap yıllardır biriken şiir çalışmalarımdan oluşuyor.


 

Neden “Kırık Ülke” ?


 

Bence iki boyutu var. Birincisi herşeyden önce hepimizin özel dünyasında en az bir “kırık ülke”si var. Bütün planlarımıza, hayallerimize, bize rağmen kırılan, bizim olan kırık ülke. Bazen onu onarmak için bir ömür harcadığımız kırık ülkelerimiz. İkincisi toplumsal olarak da bugün ülkemizin içinde olduğu durumdan, hangi partiye sempati beslerse beslesin kimsenin mutlu olmadığını düşünüyorum. Herkes için biraz kırık bir ülke artık Türkiye. İşte bugün hepimizin gururla yaşayacağı bir ülkeyi kurmak için yola koyulacağımız hareket noktasındayız.


 

Siyaset ve şiir bağlantısını nasıl yorumlarsın?


 

İktidar sahipleri şiiri nadiren severler. Demokrasi kültürünü içselleştirememiş olanlar, bir çok başka alanda başarıyla yaptıkları gibi “şiir”i sömürgeleştirmeye sıkça çalışmışlar ve sürdürmektedir. Oysa şairin yurdu dilidir ve şiir boyun eğmez bir ülkedir. Demokrasi tökezledikçe şiir de örseleniyor. Özellikle Türkiye’deki gibi şiirin sistemli bir yok sayılma şiddeti yaşadığı ülkelerde bu örselenme daha da derinleşiyor. Oysa şiirini yitirmiş bir ülke sesini yitirir. Kırılır.


 

Gezi direnişi ve şiiri nasıl bağdaştırıyorsun?


 

Taksim’den başlayarak tüm Anadolu’ya yayılan Gezi hareketi toplumsal dinamiklerin ne kadar canlı, yenilikçi ve ilerici olduğunu hepimize bir kez daha gösterdi. Adaletsizlikler, haksızlıklar altında direniş ruhunun közlenmediğini, alev almaya hazır bir kor olarak durduğunun önemli bir kanıtı. Yepyeni imkanlar yaratmalı gelecek için, şiir direnmeli.

 


link

 

Kommentiere diesen Post