|  Bize bir şey olmaz demiştik Küresel ısınma yaşantımızı doğrudan etkileyen sonuçlara yol açıyor. Denizlerde oksijenin azalmasına bağlı olarak canlı türleri değişiyor, yağmurlar azalıyor, tarım alanları yok oluyor. METE KIZIK Kopenhag’da başlayacak olan zirvenin adı da, konusu da iklim... Küresel ısınma doğadaki tüm canlıları tehdit ediyor. Birkaç yıl önce televizyonlarda buz dağlarının erimesini binlerce kilometrelerden izlerken belki de “bize bir şey olmaz” dedik. Oysa bu olaylar yaşantımızı doğrudan etkileyen sonuçlara yol açıyor. Nasıl mı? Bilgilerimizi hatırlayalım... Beyaz renk ışığı tamamıyla yansıtıyor. Siyah renk ise ışığı tam olarak emdiğinden, yansıtmadığından gözümüze siyah olarak görünüyor. Gerçi siyah beyaz karşılıksız sevdamız olsa bile... Yerküremiz, okyanuslar ve denizler koyu renk olduğu için ışığı emiyor. Ancak küresel ısınmadan ötürü buzul dağları eridikçe ve yok oldukça yüzeyler ısınıyor. Bu durum sonucu devası mürekkep balıkları, denizanaları, ahtopotlar peydahlanıyor. Çünkü sıcak sular soğuk su kadar oksijen barındıramıyor. Bu durumda deniz canlıları yaşamak için ortama uymak zorunda kalıyor ya da ölüyorlar. Isınma nedeniyle karbondioksit karbonik asite dönüşüyor. Bu da mercan ve midyelerin kireç kabuklarının erimesine yol açıp yok olmalarına neden oluyor. Oysa bunlar karbondioksiti yok etmede çok önemli bir rol oynuyor. Kireçli canlılar azaldıkça, CO2 serbest kalıyor, atmosfere yayılıyor ve küresel ısınmaya da yol açıyor. Oysa denizdeki planktonun (suda bulunan mikroskobik canlılar) büyümesi icin CO2’ya ihtiyacı var. Hatta denizdeki plankton bu yapısıyla dünyamızdaki tüm tropik ormanlardan daha fazla CO2 emiyor. Ancak aşırı sanayileşmeyle çoğalan CO2, bu dengeyi bozuyor, karbonik aside dönüşüyor, planktona zarar veriyor ve bu önemli dengenin (karşılıklı dayanışmanın) yok olmasına neden oluyor. Metan deposu Yılın dörtte üçünde donmuş halde olması gereken tundralar; Sibirya, Almanya ve Fransa da erimekte. Oysa dünyadaki organik CO2’nin üçte biri tundraların buz toprağında bulunuyor. Buzun üstünde yaşayan mikroorganizmalar, bu CO2’yi metan gazına dönüştürürler. Metan gazı ise, metandan beslenen bakteriler tarafından tekrar CO2’ye dönüştürüyor ve bu şekilde iki mikroorganizma arasında denge sağlanıyor, devinim sürüyor. Fakat tundra buzları eridikçe, metan ve CO2 çevreye salınıyor... Sadece tundraların erimesinden, tüm dünyada bir senede yakılan kömür, doğalgaz ve petrol toplamına eşdeğer metan ve CO2 çevreye yayılıyor. Bir metan molekülü ise bir CO2 molekülün 20-30 katı gücünde bir sera gazı olmakta. Metan depoları aynı zamanda denizlerin diplerinde donmuş “metan hidrat” kristalleri olarak bulunmakta. Gezegenimizde 10 trilyon ton metan bu şekilde depolanmış durumda. Okyanus ve denizlerin ısınmasıyla metan hidrat; metan gazına dönüşüyor, yeryüzüne çıkıyor ve küresel ısınma artıyor...  Su perisinin de ‘suyu kaynadı’ Denizlerde manzara böyle. Ya karada? Yine bilgilerimizi tazeleyelim. Yeryüzünde bitkiler büyümek için karbondioksit kullanıyor. Ancak artan ısıyla birlikte bu eko sisteminde de değişiklikler oluşuyor. Bitkilerin CO2 emmeleri azalıyor bu durum topraktaki mikroorganizmaların CO2 salımının daha etkili olmasına yol açıyor. Böylece doga artık CO2 yutan degil, koruyan duruma geçiyor. Isınma arttıkça, yağmur azalıyor, kuraklık başgösteriyor, tarım geriliyor, içme suyu sorun oluyor ve orman yangınları artıyor. Bu yangınlardan çıkan CO2 dumanı ise, atmosferdeki sera gazlarına ekleniyor. Daha fazla meta daha fazla kâr üzerine oturtulan kapitalist ülkelerin sanayisinin sera gazlarına orman yangınları da ekleniyor ve küresel ısınmanın daha da artmasına yol açıyor. Üstelik yanan toprak verimsiz ve kuraktır, ekimi ve tekrar canlıların yaşaması uzun yıllar alır. Çözümün adı bizde 2B’dir. Yeni binalar dikmektir. Yöneticiler ve şirketler yeni ince ayak oyunları peşinde, al gülüm ver gülüm hesabındalar. Çeşitli şirketler adına lobi faaliyetleri olanca hızıyla sürüyor. Kyoto Önsözleşmesini bile delik deşik eden şirketler, bu kez Kopenhang zirvesinde de sahnedeler. GDO’lu ürünler ve Batı’nın mobilya gereksimi için özellikle Amazonlar yok ediliyor. Güney Amerika’da 40 milyon hektarlık tarım arazisi, yabancı otları yok ederek CO2’lerin artmasına yol açan GDO’lu tohum ve ürünlerle kaplı. Başta Monsanto olmak üzere GDO tekelleri yakılan, yok edilen ormanlık arazilere soya ektiriyor. Bir yandan toprağı kendi tohumlarına köle yaparken diğer yandan da bio yakıtlarıyla atmosfere zehir salıyorlar. Küresel ısınmaya yol açanlar arasında kömür, atom santralları, uçak trafiği, milyonlarca egzos, bilinçsiz tarım ve tarım alanlarının yok edilmesi, aşırı üretim, tüketim ve boşvermişlik de var... Tehlikenin farkında olanların sesi ve tepkileri, dünyanın dört bir yanında duyuluyor, gözleniyor. Bu aldatmaca zirveye karşı çıkanlara Kopenhag’da saat 18.00’den sonra sokağa çıkma yasağı uygulanıyor. Osya kentin simgesi su perisinin bile suyu kaynamış durumda... Şu maskeli baloya bakarmısınız! |