|  Parayı veren sera gazı kotasını aldı, şimdi sıra yeni oyunda METE KIZIK Kyoto’nun süresi iki yıl sonra doluyor. Önümüzdeki ay Kopenhag’da yapılacak İklim Zirvesi, Kyoto’nun yerini alacağı için önemseniyor. Fakat sera gazı salınımını azaltmayı öngören Kyoto’nun delik deşik edildiği gerçeği de herkesin malumu... Aralık ayında Kopenhag’da yapılacak BM İklim Zirvesi için gerek katılacak ülkeler, gerekse zirveyi protesto edecek gruplar aylardır hazırlıklarını sürdürüyor. Aralık’ta Kopenhang’da yapılacak BM İklim Zirvesi, iki yıl sonra süresi bitecek olan Kyoto Anlaşması’nın yerini alacağından bazı çevrelerce çok önemseniyor. Çevre örgütleleri ve medyanın bu toplantıdan beklentisi yüksek. Toplantıyı “sorunlara çözüm üretemeyecek bir buluşma” diye nitelendirenler de var. Birçok ülke zirveye üst düzey yönetecileriyle katılacak. Türkiye’nin hangi düzeyde temsil edileceği belirsiz. Greenpeace Türkiye Temsilciliği, Tayyip Erdoğan’ın zirveye katılması için açtığı imza kampanyasını sürdürüyor. Neo liberal küreselleşmeye karşı olanlar, radikal çevreciler ve sol gruplar ise “aldatmacadan öte bir şey değil” söylemiyle zirveye karşı çıkıyorlar. Bu arada çeşitli eylem hazırlıkları sürdürülüyor. Kyoto ’nun totosu Dünyanın başını ağrıtan küresel ısınma kapsamında Kyoto’nun anlamı ne? 1997’de Kyoto’da, bugüne kadar 179 ülkenin imzaladığı Uluslararası İklim Zirvesi için toplanıldı. İlk kez sanayileşmiş ülkeler gökyüzüne saldıkları sera etkisi yapan zehirli gazları azaltma iradesini sergiledi. 2008’den 2012’ye kadar saldıkları zehirleri gazları yaklaşık yüzde beş oranında azaltmayı kararlaştırdılar. Atmosfere salacakları karbondioksit gazı oranı, 1990 yılı ölçümleri kıstas olarak alındı. Bu yılın seçilmesi tesadüf degil. Atmosferin en fazla zehirlendigi yıldı. Hazırlanması iki yıl süren Kyoto Önsözleşmesi Şubat 2005’te yürürlüğe girecek, ömrü ise 2012’de bitecekti. ABD, Çin, Hindistan, Avustralya, Güney Kore ve Türkiye sözleşmeyi imzalamadı. Türkiye’nin sera gazı salımında dünya 17.’si olduğu söylendi. Özellikle Greenpeace Türkiye Temsilciliği ve Küresel Eylem Grubu bir dizi etkinlik ve eylem düzenledi. Oysa bu gruplar Kyoto’nun arka bahçesinden hiç söz etmedi. Yani “ince ayak oyunları” gerektiği gibi vurgulanmadı. Özellikle gençler, romantik devrimciler ve “dünyayı güzelleştirmek isteyenler” “Türkiye Kyoto’yu imzalasın” düzeyinde bir muhalefetle yetindi. İspanya gaz salım şampiyonu oldu BM’in 13. İklim Zirvesi’nin yapıldığı 2007 Bali buluşmasında Kyoto sonrası için yapılacaklar tartışıldı ve bazı kararlar alındı. Kararlardan biri de 2009 yılında iklim korunmasına yönelik yeni bir anlaşmanın yapılmasıydı. Kyoto Önsözleşmesi gelişmiş ülkeleri kapsarken bu kez dört ayaklı sandelye biçimine bir yapı geliştirildi. Bireysel çabalar, endüstri ülkeleri, gelişmekte olan ve geri bıraktırılmış ülkeler. Örneğin AB komisyonu yıllık 100 milyar avroluk yardımla gelişmekte olan ülkelerin iklim korumacalığına destek vereceğini açıkladı. Önsözleşmenin imzalandığı 1977’den beri atmosfere salınan gazda azalma yok, tam tersi yıllık yüzde 1,5 düzeyinde bir artış söz konusu. 2005 yılından bu yana artış oranı yüzde üçe yükseldi... Bu noktada temel soru sanayileşmiş ülkelerin artıştaki rolü değil mi? Kyoto anlaşmasına giden beklenti, iyimserlikler ve umutlar neydi, neler oldu. BM İklim Değişim Gurubu’nun (www.unfccc.int) verilerine göre, sosyalist bürokratik sisteme bağlı son ülkelerin de çökmesinin ardından sanayileşmiş kapitalist ülkelerin 1992-97 yılları arasında atmosfere saldığı zehirli gaz oranı nasıl yaklaşık yüzde sekiz arttı. Oysa Kyoto’yu imzalayan Rusya ve diğer eski “demir perde ülkeleri” 1995 yılına kadar sözleşme oranlarının yüzde 30-50 altında kalmışlardı. Bugün bile bu ülkeler limitin yüzde 35 altında. Protokol kirlenmenin zirve yaptığı 1990 oranlarını kıstas alıp bunu yüzde beş oranında düşürmeyi hedeflerken dünyamız nasıl daha fazla kirlenmişti? İspanya bu anlaşmayla Macaristan’ın kotasını da satın alarak yüzde 50, Avustralya ise yüzde 30 artış elde etmişti. Kyoto’yu imzalayan bu ülkeler “sıcak hava” sayesinde gaz salım şampiyonu oldular. Fabrikalar taşınıyor... Farklı oyunlar da söz konusu. Clean Development Mechanism (CMD) uygulaması var. Bu sayede örneğin sanayileşmiş bir ülkenin karbondioksit üreten şirketi, geri ya da gelişmekte olan ülkelere fabrikalarını taşıyıp kotaya sözde uymuş görünüyordu. Böylece hem kendi ülkesinin kamu kaynaklarından yardım alıyor, hem de fabrikasını açtığı ülkedeki birçok vergi, arsa ve ucuz işgücü gibi avantajları kullanıyordu. Oysa kirlettikleri kendilerinin de dünyasıydı... Kyoto’nun bilançosu ürkütücü Son dönemde yapılan bilimsel araştırmalara göre 2000-2050 yılları arasında en çok 1000 gigaton karbondioksit atmosfere salınmalı. Bu sayede küresel ısınma sadece iki derece artışla sınırlı kalabilecek. Oysa 2007 verilerine göre bu salınımın dörtte biri gerçekleşti. Sanayileşmiş ülkeler gelecekte temel politikalarından vazgeçmeyeceklerine göre geri dönülmez zararlara yol acacak, insanların ve diğer canlıların yaşamlarına mal olacak açlık, kuraklık, susuzluk, sel baskınları ve kitlesel göçler kapıda. Kutuplarda gözlenen erime en önemli tehlike çanlarından biri. Konunun bu yanıyla Kyoto benzeri yeni bir anlaşma aldatmacadan öteye gider mi? Milyonların “başka bir dünya” özlemi bu türden girişimlerle durdurulabilir mi? |