Overblog Alle Blogs
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU

ALBERT EINSTEIN'İN SOSYALİZMİ

Veröffentlicht am von mete kizik-mete kızık



Albert Einstein’in Sosyalizmi

DOBRA GAZETESİ 23.04.2020

 

Görelilik Kuramı ile bilim alanında yeni bir devir açan biliminsanı Albert Einstein,  18 Nisan 1955’de yaşamını yitirmişti. Bugünkü köşe yazımda bu bilimciyi anayım hem de onun çok az bilinen yönüne değineyim dedim.

Einstein,  fizik ve dünyadaki araştırmalarıyla bilinir. ancak yaşamını sosyalist görmesi,   sosyalizm mücadelesine katkıları, kendisini sosyalist olarak tanımlayışı, faşizme ve savaşa karşı çıkışı az biliniyor, merkez medya bu özelliğine yıllardır yer vermiyor.

 

Oysa; Einstein’in ,  1949’da Niyork’un sosyalist dergisi  “Monthly Rewiew” ilk sayısında  yayınlanan makalesinin adı ” Neden Sosyalizm”. Makalesinde “ sosyalizmin irdeliyor.

Einstein’in bu yazısında ayrıldığım birkaç  noktalar var. Sosyalizmin bir bilim olduğunu yani neden ve sonuç ilintisine bağlı olduğunu farklı yorumlaması, planlı ekonomi üzerine görüşleri  gibi.

 Einstein’in makalesinde  özetle şunları yazıyor:

 

“Sosyalizmin gerçek amacı

Tarihsel gelenek güya düne dair olmasına rağmen, Thorstein Veblen’in insanlığın gelişiminde ‘avcı aşama’ olarak adlandırdığı dönemi henüz hiçbir yerde gerçekten aşabilmiş değiliz. Gözlemlenebilir ekonomik olgular o aşamaya aittir ve bunlardan çıkarabileceğimiz yasalar bile başka aşamalar için geçerli değildir. Sosyalizmin gerçek amacı tam da insanlığın gelişimindeki bu avcı aşamasını aşmak ve ötesine taşımak olduğundan, mevcut durumu içinde ekonomi bilimi, geleceğin sosyalist toplumuna çok az ışık tutabilir.

İkincisi, sosyalizm sosyal-etik bir amaca yöneliktir. Öte yandan bilim ise bir yandan sonal amaç koyamayacağı gibi, bunları insanlara aşılaması da daha bile az olasıdır; bilimin yapıp yapabileceği şey ancak belirli amaçlara ulaşılmasını sağlayacak araçlar sunmaktır. Bu amaçlar, yüksek etik ideallerin taşıyıcısı olan şahsiyetler tarafından tasavvur edilirler. Bu amaçlar ölü doğmuş değiller de canlı ve kuvvetliyseler, toplumun yavaş evrimini yarı bilinçsizce belirleyen sayısız insan tarafından benimsenip geleceğe taşınırlar.

Kötülüğün gerçek kaynağı

Benim görüşüme göre kötülüğün gerçek kaynağı kapitalist toplumun bugünkü ekonomik anarşisidir. Basitleştirmek açısından, takip eden açıklamalarımda, sözcüğün alışılmış anlamına pek uymasa da üretim araçlarına sahip olmayan kişilere “işçi” diyeceğim. Üretim araçlarının sahipleri, emekçilerin işgücünü satın alabilecek bir konumdadır. Üretim araçlarını kullanan emekçi, kapitalistin malı olacak yeni mallar üretir. Bu süreçte önemli olan nokta, gerçek değeriyle ölçüldüğünde emekçinin ürettiği ile karşılığında aldığı para arasındaki ilişkidir. İş sözleşmesi “özgür” olduğu sürece, emekçinin aldığı parayı, ürettiği malın gerçek değeri değil, en düşük düzeydeki ihtiyaçları ve kapitalistin iş için yarışan emekçilerin sayısıyla bağlantılı olan işgücü ihtiyacı belirler. Emekçinin ücretinin teoride bile ürettiği malın değeriyle

Bireyin hakları ve demokrasi

Üretim kâra yöneliktir, kullanıma değil. Çalışabilen ve bunu isteyen herkes iş bulacak diye bir şart yoktur, “işsizler ordusu” hep var olmuştur. Emekçi sürekli işini kaybetme korkusu içindedir. İşsizler ve düşük ücretli işçiler kar elde edilebilecek bir pazar sağlamadığından tüketici mallarının üretimi kısıtlanır ve sonuç büyük krizlerdir. Teknolojik gelişme insanların iş yükünü azaltacağına daha fazla işsizliğe neden olmaktadır. Kapitalistler arası rekabetle birleşen kâr güdüsü, sermaye birikimi ve kullanımında dengesizliğe yol açar, bu ise giderek daha şiddetlenen ekonomik krizlere yol açar. Sınırsız rekabet inanılmaz bir emek israfına yol açarak daha önce de sözünü ettiğim gibi insanların toplumsal bilincini sakatlar.

Toplumsal bilincin sakatlanmasını kapitalizmin en berbat kötülüğü olarak görüyorum. Bütün eğitim sistemimiz bu kötülükten mustarip. Gelecekteki kariyerine hazırlık adına başarıya tapması öğretilen öğrenciye abartılı bir rekabetçilik aşılanıyor.

Bu kötülükleri ortadan kaldırabilmenin tek bir yolu olduğuna, bunun da toplumsal amaçlara yönelik bir eğitim sistemine eşlik eden sosyalist bir ekonomi sisteminin tesis edilmesi olduğuna inanıyorum. Bu ekonomide üretim araçlarının sahibi toplumdur ve kullanımını kendisi planlayacaktır. Toplumun ihtiyaçlarına göre üretim yapılan planlı ekonomi, yapılacak işi yapabilecek olanlara dağıtacak ve her erkeğin, kadının ve çocuğun geçimini güvence altına alacaktır. Doğuştan gelen yeteneklerinin geliştirilmesine ek olarak, bireyin eğitimi, bugün olduğu gibi gücün ve başarının yüceltilmesi yerine, diğerlerine karşı sorumluluk duygusu yaratmaya yönelik olacaktır.

Ancak yine de planlı ekonominin henüz sosyalizm sayılamayacağını hatırlamakta fayda var. Böyle bir planlı ekonominin, bireyin tamamen köleleştirilmesiyle yürümesi de olasıdır. Sosyalizm çok güç bazı sosyo-politik sorunların çözümünü gerektirir: Politik ve ekonomik gücün aşırı merkezileşmesi ve bürokrasinin kibirli ve kadiri mutlak olması nasıl engellenebilir? Bireyin hakları nasıl korunabilir ve böylece bürokrasinin gücüne karşı demokrasinin dengeleyici güç olması nasıl sağlanabilir?”

ALBERT EINSTEIN'İN SOSYALİZMİ
Kommentiere diesen Post