JOHN HOLLOWAY- KAPİTALİZMDE CATLAKLAR YARATMAK
METE KIZIK
Cumhuriyet Gazetesi
29.04.2011
Yedi yıl önce Viyana’da bir seminerde onu dinledikten sonra, geçen hafta ilk kez geldiği Türkiye’de İzmir Kitap Fuarı’nda, Otonom Yayıncılık’tan çıkan “Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak” kitabını anlattı John Holloway. Kendisiyle fuarda söyleşme olanağı bulduk.
‘Ya Basta diyoruz’
- Her gün yaratmanın biçimi ne?
- Kapitalizm, yüz yıl veya iki yüz yıl önce yarattığımız için değil, tam tersine biz onu bugün de yarattığımız için var. Biz onu bugün yaratmazsak yarın var olmayacak. Örneğin eşya üretimi yapan emek, kapitalizmi gün içinde yaratır. Ve şimdi zaman, onu yaratmayı bırakma anıdır. Çünkü sübjektiflik toplumun merkezine oturduğu an, bu süreç kırılmış olacak. Klasik anlamıyla devrim tanımı kapitalizmin yıkılma süreci anlamını taşıyor. Bu da şimdiki zamanın kapitalizmidir. Biz onu yok edene kadar sürecek anlamı taşıyor. Oysa devrim, an’ı değiştirmektir (meta üretimini kırmak). Devrim; güncele müdahale, farklı bir anı yaşamak zamanıdır (uğraşın toplumsal yanı). Devrim gelecekte, ‘gelecek olan’ değildir. Devrim ihtiyaçtır, nasıl olacağı ise soru işaretidir.
-EZLN hareketini buna örnek gösteriyorsunuz yani?
- Dünyanın her köşesinde yoksulluk ve şiddeti yaşıyoruz. Haksız emir şiddetleri onaylıyoruz, yaşantımızı saate göre düzenliyoruz. Açlık çekenlere gözlerimizi yumuyoruz. Bunun kaynağı egemenler ve egemenlik ilişkisi. Bu duruma ‘Yeter artık’ (Ya Basta) diyoruz. Bizler katma değer üretiyoruz, parasal ilişkilere dikkat ediyoruz. Bize yabancı olan bir sistemi yeniden yaratmaya son veriyoruz. Zapatistlerin ‘Yeter artık’ şiarında sabır, dilek, yarın, beklemek yok. Zapatizmin merkezinde başka bir dünyanın inşası, yaratılması var. Bu nedenle biz gidiyoruz, biz koşmuyoruz, Çünkü olabildiğince çok uzaklara gidiyoruz. Zapatizmin çekirdeğinde başka bir dünyanın sabırla inşası yatıyor. Başka bir toplumsal ilişkilerin yaratılması buradan ve şimdiden başlıyor. Zapatizm, kapitalizme karşı savaşıyor. Bu, onurun cesaretidir. EZLN’nin olduğu yerlerde örnekler vermek istiyorum. Bölgelerimizde girdiğinizde birçok levha görürsünüz. Üzerlerinde ‘Buraya kapitalizm giremez’, ‘Burada farklı bir dünya vardır’, ‘Kapitalizm defol’, ‘Kapitalizm bizden uzak duruyor’, ‘Kapitalizm sana bu burada yer yok’, ‘Kapitalistler ve politikacılar buraya hoş gelmediniz’ yazar. Bunu açayım. Bu bölgelerde insanlar kapitalist yaşam biçimini esas almazlar. Kararlar halk meclisince alınır. Yaşamak; para kazanmak için değil, bireyin kendisine, ailesine, sevgilisine, çocuğuna, eğlenceye; müziğe, sanata, doğaya, hayvanlara, eğitimine önem verecek şekilde yaşamaktır. Burada hukuk herkes içindir ve katılımcıdır. Üretim ilişkilerinde kapitalizmin iç dinamiğini yaratan ilişkiler yaşanmaz.
| Cumhuriyet 29.04.201 |
| DAHA FAZLA ÇIĞLIK - Başka bir dünya mümkün olsa gerek? - Burada vurgulamak istediğim, kapitalizm tepeden inme, insan üstü bir proje değil, insanlar tarafından üretilen yaşama biçimi olmasıdır. Marks’ın da belirttiği emeğin toplumsal yönünü temel alıyoruz. Artı değer, eşya üretimi için değil, toplumsal olarak kullanılmalıdır. Bu durumda kapitalizme zaten gerek kalmıyor. İnsanlaşmanın önündeki en büyük engel olan meta fetişizmi ve kapitalizmi ortadan kaldırıyor. Bizim denediğimiz, geliştirmeye çalıştığımız budur. İnsanlığı belki de geri dönülmez biçimde katleden kapitalizmi sonlandırma deneyimimizdir bu. Merkezimize insanı koyuyoruz. İnsanlara klasik sol yorumlarda olduğu gibi ‘sabır’, ‘devlet yıkılacak, yeni devletle cennet gelecek’ demiyoruz. İçinde yaşadığımız duruma müdahale etmeyi deniyoruz, sorarak, sordurarak yürüyoruz, çığlık atıyoruz, belki de devrim yapıyoruz, bilmiyorum. Ancak toplumsal olarak anti-kapitalist bir dinamik yaşıyoruz. Anti- kapitalizmden de kapitalizm için çalışmamayı anlıyoruz. Hayalle varlığın gerilimi - Çığlık atmak tabii ki şimdiye kadar algılanandan farklı bir durum. - Çığlık; dünyada yaşananlardan korkmak ve aynı zamanda başka bir dünyayı istemektir. Çığlık; var olanla hayal edilen arasındaki gerilimdir. Kimlik olmayan tutarlı farkındalıktır. Çığlık burada özne değil nesnel bir durumdur. Bize yabancı olanlara, karşı olma durumudur. Devrim durumudur... - Bu durumda “devrim” devlet aygıtının ele geçirilmesi, yeniden yaratılması değil, tam tersine kapitalist ilişkilerin sona erdirilmesi oluyor. - Sorularımızı değiştirerek devrim sorununu çözemeyiz. Ancak belki devrim sorunu üzerine ‘devrimci düşünce’ yapabiliriz, yeni bir gramatik, yeni bir politik dil, başka bir devrimci düşünce tarzı, belki yeni bir ümit yaratabiliriz. Çünkü 30 yıl önce başka bir tarih yazılmaya başlandı... Büyük ‘devrimci anı’ bekleyemeyiz. Az önce belirttiğim gibi levhalarda simgeleşen çatlakları ne kadar çok çoğaltabiliyoruz... Soru burada duruyor, kapitalizmi sonlandırmanın anahtarı bu işte... - Bu kadar kolay mı? - Dünyadaki milyonlarca insanı kapitalizm için çalışmaktan, onu üretmekten vazgeçirmeye ikna etmiş durumda değil. Bunun için kapitalizmde çatlaklar yaratmak çok önemli. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca çatlak yaratmalıyız. Bir punk grubunun parasal ilişkileri reddetmesi, Linux, açık yazılım, Wiki-pedia suların meta haline dönüştürülmemesi mücadelesi, sulara toprağa sahip çıkma, hayvan hakları ve özgürlüğü için mücadele, sevgili, ailesi için zaman isteme gibi milyonlarca çatlaklar yaratmalıyız. |
Var olana müdahale ediyoruz’
- Alışageldik klişelerden farklı olarak iktidarı hedeflemiyorsunuz?
- Her egemenlik sürecinde; kabullendirme, dayatma, iç dinamik sistemleri gereğince‘kendini yaratma’ yatar. Şöyle örnekle açıklamaya çalışayım. Egemen, dün egemen olduğundan dolayı yarın da egemenliğinin süreceğini düşünür (plan, yatırım, uygulama) Köle ise başka bir sabahın rüyasını görür, özgür olmayı hayal eder, belki de genellikle işi ahirete, cennete havale eder (sabır). Peki bu durumda yapılması gereken emek (toplumsal emek) bu kölelik ilişkilerini kırmak değil midir? Bunun için başka bir devlet, parti, örgüt, sendika, kurtarıcı, kurum, zaman mı gereklidir? Bu soruyu ben ‘hayır’ diye yanıtlıyorum. Hayır’ın bu kölelik yaratan ilişkiye karşı çıkmasının önemine dikkat çekmek istiyorum, onu deniyorum. Objekt ve subjekt ayrışmasına karşı çıkıyorum. Fiil ve nesnenin egemenlik ilişkilerini gidermede çok önemli olduğunu düşünüyorum. Toplumsal yapı insanlar tarafından üretiliyor. Para ve devlet; araba, buzdolabı gibi insanların ürettiğidir. Devlet de aynıdır. Onu da sürekli yenileştirdiğimizden, onun emir şiddetini ve kurallarını onayladığımızdan dolayı vardır. Var olana, yaşanmakta olana müdahale ediyoruz, kapitalizmi sonlandırıyoruz, bunu deniyoruz.
metekizik@cumhuriyet.com.tr
JOHN HOLLOWAY: "HEPİMİZ ÇAPULCUYUZ..."
JOHN HOLLOWAY- KAPİTALİZMDE CATLAKLAR YARATMAK