|  Yunuslar havuzlarda hiç memmun değil METE KIZIK Bir yaz sezonunu daha geride bıraktık... Yorgunluklarımızı, heyacanlarımızı, gülümseten anılarımızı, ılıktan sıcağa onlarca yaşanmışlıkları belleğimizin küfesine koyduk... Dönüş vakti gelip çattığında belki de çocukluk dönemlerimizin şarkısını anımsadık: “Evli evine, evi olmayan ....” Yolcular ve seyyahlar hariç adeta “iş başı” yaptık olağan yaşantımıza... Özgürlüklerin değerini bir kez daha tattık... Ancak esaret altında yaşamlarını sürdürmek zorunda kalan yunuslar ne olacak? Yunus kelimesinin kökeni latince Delphys'ten geliyor. “Ana rahmi” demek. Buna göre yunus, denizin doğuran bedeni, her şeyin başlangıcı anlamı taşıyor. İnsanlarla kurduğu dostluk birçok efsaneye konu olmuş. Örneğin baba ocağı Güllük’ün simgesi de yunus. Köyün en güzel çocuğu Herminas’ın Ege sularınının dibinde çürümesine karşı çıkar, kıyıya çıkartır onu. Ancak karada soluksuz kalır ve can verir dostluk için... Ağız yapısından dolayı gülümsüyor görünüyorlar. Ancak onların insanlarla barış içinde bir arada yaşama yeteneği nedeniyle ne yazık ki son yıllarda hayvan haklarının sıkça ihlal edildiği ülkelerde, bir meta aracı olarak görülüyor ve sömürülüyorlar. AKP iktidarı döneminde, Bern anlaşmaları göz ardı edilerek verilen izinlerle mantar gibi türeyen yabancı şirketler yunus gösteri, yüzme ve “terapi” merkezleri açıyor. Tesislerin reklamını da sözüm ona birkaç bilim insanı ve lüks terapi otellerinde bahşişlenen kiralık kalemler yapıyor... Özgürlükten tutsaklığa Yunuslar, özellikle de gösteri ve terapilerde kullanılan Afalinalar, aile hayatını seven, birlikte avlanan, diğer memeli akrabalarına ve hemcinslerine de ölümcül darbelerde bulunabilen, saldırgan olabilen, büyük ve güçlü memeliler gurubundan. Çocukluk dönemimizin “Flipper” dizisi, yunusların havuzlardaki tutsaklığı sonucu tehlikeli olmaya başladığı ve strese girdiği için bitmemiş miydi? Bu sevimli canlılar yüksek teknoloji silahlarla çalınıyor, ailelerinden koparılıyor. Avlanmaları sürecinde bazıları şoka giriyor, travmadan ölüyor. Uygun özelliklere sahip olmayanları doğal ortamlarına geri atıldığında geçirdikleri şok ve ciğerlerine su dolması nedeniyle yaşamlarını kaybediyor. Ailenin diğer fertlerinin üzüntüleri de ayrı bir vicdansızlık. Yakalanmalarının ardınan aşırı ısınma ve uzun süre su dışında kalmalarından ötürü iç organları zarar görüyor. Para ve meta için sömürülmeleri stres ve eziyet dolu bir yolculukla başlıyor... Yaşamayı başarabilenlerinlerin yüzde 53’ü üç ay içinde zatürre, ülser, bağırsak hastalıkları ve klor zehirlenmesi, stres gibi başka nedenlerle ölüyor. Ayrıca, havuzların sağlıksız ortamı davranış bozukluklarına ve üreme sorunlarına da yol açıyor. Onlara havuzlarda ölü balık veriliyor. Oysa doğal yaşamlarında hiç tanımadıkları bir yöntem bu. Bu beslenme yöntemini kabullenmeleri kolay olmuyor. Uzun süre direniyor, ölü balıkları kusuyorlar... Bu kadar da değil ızdırapları... Yunuslar özellikle avlanırken çevrelerine yüksek frekansta sesler yayıyor. Yankı yardımıyla cisimlerin büyüklüğünü, şeklini, hızını, yerini saptıyorlar. Havuzlarda bu ortamları da yok. Sonarlarını kullanamamalarının yanı sıra sürekli su ve soğutma pompalarının sesini dinlemek zorunda kalıyorlar. Denizlerin gezgin ve hızlı yüzücülerinin bu özelliklerini havuzlarda yaşaması olanaksız. Üstelik havuzların derinliği ne ki... Zararlı güneş ışıkları ve aşırı sıcaktan da rahatsız oluyorlar. 93 devlet, 120 resmi kuruluş ve 850’yi aşkın sivil toplum örgütünü birleştiren Doğa ve Doğal Kaynakların Korunması İçin Uluslararası Birlik (IUCN) raporunda yunusların avlanmaları ve ticareti “hassas” durum olarak sınıflandırılıyor. Buna karşın yunusların katliamları ve esaretlerini dehşet içinde izliyoruz. Japonya, İzlanda, Kanada özellikle bu canlıların baş katliamcısı. Vahşete karşı uluslararası yaptırımlar uygulan(a)mıyor. Anlaşma ve sözleşmeler gözümüzün önünde hiçe sayılıyor. Üstelik Japonya’dan ülkemize 12 yunus, kölelik ve işkence yaşantısı için ihraç ediliyor.. Manzara bununla da sınırlı değil... Bazı tur şirketleri yunuslarla yüzmeyi ve dalmayı cazip gale getiriyor. Müşterilerini yunusların bulunduğunu saptadıkları ortamlara götürüyorlar. Oysa o süreçte beslenmeleri, dinlenmeleri gerekiyor sevimli canlıların. Bu durumdan rahatsız olup yaşam alanlarını terketmek zorunda kalıyor, strese giriyor, ultrasal yetenekleri köreliyor...  Doğa sömürüsünü alkışlamak Yunusların soylarını tehdit eden ticaretin kaygı verici boyutlara ulaşmasıyla dayanışma çığlıkları da yükselmeye başladı. Beş ülkeden sekiz sivil toplum kuruluşu Avrupa Birliği, İsviçre ve Türk hükümetlerinden yunus ve balina ticaretini, yeni havuzların yapımını bir an önce durdurmasını isteyen imza kampanyası başlattı. Türkiye’de kampanyanın öncülüğünü Su Altı Derneği (SAD) Deniz Memelileri Araştırma Grubu sözcüsü Biyolog Özgür Keşaplı Didrickson yapıyor. Keşaplı’nın görüşleri şöyle: “Gösteriye zorlanan yunusları izleyen çocuklar aslında sevgi ve saygı duymayı öğrenmek yerine doğa sömürüsünün alkışlanabilirliğini öğreniyor. Havuzlardaki yunuslar doğal olmayan davranışlara zorlanırken onları alkışlayan çocukların gelecekte çevreye saygılı ve doğanın sömürüsüne karşı duracak bireyler olabileceklerini söylemek mümkün mü? Havuzlara gitmeme hakkımızı kullanalım. Havuzlarda yunus ölümleri yüksek olduğu için denizlerden yeni yunuslar çalınıyor. Yunus havuzları birçok ülkede yasaklanmış durumda. Onları gerçekten seven insanların gülümsemelerinin ardındakileri düşünmeleri, korumak adına çok önemli. Gelin hepimiz bu havuzlara gitmeme hakkımızı kullanalım. Bir imza da siz atın.” Evet, vahşete karşı yükselen sesler böyle. Bu konuda bir milyon hedefli imza kampanyası www.sad.org.tr sitesinde sizleri de bekliyor. metekizik@cumhuriyet.com.tr |