Overblog Alle Blogs
Edit post Folge diesem Blog Administration + Create my blog
MENU

ALYUVAR MÜZİK GRUBU

Veröffentlicht am von mete kizik-mete kızık

linkALYUVAR-JPG

Hafta Sonu 02.01.2010

İçimizdeki  ALYUVAR


METE KIZIK


Onlar farklı kökenlerine karşın bir arada yaşamanın, kardeşliğin en güzel örneklerinden birini sergiliyor. Almanya’nın sokaklarında yaptıkları müzikle hem yurtdışında cemaatçiliğe, arabesk yaşam tarzına ve altkültüre sıkıştırılmış gençlere ışık oluyor hem de insanlara farklı bir kültürle tanışma şansı veriyorlar.


Ünlü besteci Josef Haydn “Benim dilimi tüm dünya anlıyor” der. Mannheim’ın sokaklarında Alyuvar’lardan yükselen ses de Haydn ve evrenselliği doğruluyor...


Sokaklarda perçinleşen, gelişen Alyuvar’ların müziksel ve yaşamsal birlikteliği, endüstriyel müziğin kurallarına aykırılığın en güzel örneklerinden biri. Onlar kapris, ukalalık, koruma ordusu, paparazzi, menajer, mekanik yaşam tanımıyor, reddediyorlar.


Bu kadar da değil...


Alyuvar’ların sokaklarda yükselen sesi, yurtdışında cemaatçiliğe, arabesk yaşam tarzına ve “alt kültüre” sıkıştırılmış Türk gençlerine bir ışık niteliğinde... Sokakta Türkçe bilen Almanlar için yaptıkları müzik, gençlerin arabalarından son ses yükselen ezgilerden farklı. Öyle ki, “Aaaaa! İsmail Y.K.’den başka Türkçe müzik varmış” dedirtiyorlar. Kendilerini tanımayanlara da farklı bir melodi ve kültürle tanışma şansı veriyorlar.


Bir arada yaşamanın, kardeşliğin en güzel örneklerinden Alyuvar’ın grup üyeleri farklı kökenlere sahipler…


Grubun kemancısı Güldeste Mamaç’a, babası, ninni olarak bağlama eşliğinde türküler okumuş, öyle büyümüş. Dokuz Eylül Üniversitesi Konservatuar Lisesi keman bölümünde olmasına karşın, hiç kopmamış halk müziğinden Güldeste. Liseden sonra Detmold’da üniversitenin Lukas David keman sınıfında öğrenimine başlamış dört yıl önce. Dört kadından oluşan “Con Fuoco Quartetti” oda müziği yaylı çalgılar gurubunu kurmuş. Almanya, İsviçre, İtalya ve İspanya’da konserler vermişler iki yıl boyunca...


DSC0151



Çift kültürlülüğün avantajı


Deniz Uzun, gazetemizin “amansız” okuyucusu Nuray Hanım’ın yönlendirmesiyle, çok küçük yaşta müzikle tanışmış. Henüz 6 yaşındayken Mannheim Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nda çoçuk şarkıları söylemiş. Daha sonra bu koroda solistlik... 10 yaşında piyano, gitar, klasik batı müziği, şan dalında eğitim ve arka arkaya gelen birçok ödül... Almanya Cumhurbaşkanlığı’nın “genç müzisyenler” yarışmalarında şan dalında ardı ardına gelen eyalet birincilikleri. 17 yaşında üstün yeteneklerinden dolayı Karlsruhe Yüksek Konservatuarı Opera ve Sahne Sanatları Bölümü’ne girme başarısı.. Burada opera eğitiminin yanında, caz dersleri.. Bu süreçte Marat’la tanışma ve Alyuvar’a giden sürecin ilk adımları...


Marat’la birlikte sokaklara atar kendini üç yıl önce Deniz. Çift kültürlü olmanın avantajını kullanıp, halk türkülerimize yönelir. En büyük desteği Nuray Hanım’dır.


Grubun üyelerinden Marat Pak, Özbek bir baba ve Rus anneden doğmuş. Deniz’le aynı okula gitmiş birkaç dönem. Günde neredeyse 15 saat gitar, elinden düşmüyormuş.


Daniel Kauer, Alman baba, Türk anneden. Türkçe bilmeyen ve ülkemize ilk kez geçen yaz gelen Daniel, trombon çalıyor. Mannheim Yüksek Konservatuarı’nda üflemeli çalgılar bölümünde basstrombon öğrencisi. Çeşitli orkestralarda çalıyor, Avrupa’nın birçok kentinde konserler veriyor.


Peter Hinz İtalyan anne, Alman babadan. Mannheim Yüksek Konservatuarı caz bölümünün perküsyon dalı master mezunu. Şu sıralar Hindistan’da, etnik müzik incelemesini sürdürüyor.

Şirket levhalarına inat dans


İlk kez, Deniz ve Marat’ın sokaklarda doğaçlama müzik yapmasıyla başlıyor onların sokak öyküleri. Kuzeni Güldeste de İzmir’den gelince Deniz, şarkılarına Türk Halk Müziği’ni de eklemiş. Daha sonra Daniel ve Peter gruba katılmış. İlk kez 2009 yılının 1 Mayıs’ında grup olarak sokak müziği yapmışlar.

Güldeste sokakları; “Özgürlük, isyan, gülümseyen yüzler, ortalıkta dolaşan çocuklar, güneş, şirket levhalarına inat dans…” diye tanımlıyor. Sahneyle farkını şöyle anlatıyor:


Güldeste




“Sahnede, aylarca yaptığınız çalışmanın karşılığını alırsınız, ama sokaklarda beş kişiyle aynı şeyleri hissedebilir, doğaçlama yoluyla notalarla özgürce sevişebilirsiniz. Deniz’in sesiyle duygulanıp onun için keman çalmak, türkülerle annemi özlemek, çağdaş İzmir’imi ve yaşantımı hatırlamak, insanların önünde sıkılmadan ağlamak, onlara seslenebilmek… Özgürlük bu işte!”

Deniz’in sokaklara bakışı günlük yaşantımızın boğuculuğunda, belki de ıskaladığımız özellikleri öne çıkartıyor. Diyor ki: “İnsanlara en yakın olduğumuz doğal yerler sokaklar… Sokaklar sayesinde stresli yaşama ara veriyoruz. Üstelik koşturmaca halindeki tüketim toplumunda insanlara ara verdiriyoruz. Sokakta müziği seçtik. Çünkü insanların gözlerindeki sevinç bizi de coşturuyor, mutlu ediyor. Bire bir bakışma, iletişim sağlanabiliyor. Elit bir kesime değil, karma bir halk kitlesine, her sınıfa seslenebiliyoruz. Müziğimizi yaparken sözlü iletişimde de bulunabiliyoruz. Türk gençlerimiz, ‘Ne de güzel türkülerimiz varmış‘ diyorlar dinlediklerinde...”

peter2.jpg

Değişimin gücüne inanalım


Dünya gençliği, günümüzdeki teknolojik gelişmelerin etkisiyle birçok ortak konuda birleşebiliyor. Neoliberal küreselleşme karşıtı eylemlerde, iklim mücadelesinde, savaş karşıtlığında, moda, müzik, kitap, dans, giyim kuşamda dünyanın dört bir yanında, aynı potada buluşuyor, anında hareketlenebiliyorlar. Daniel ve Marat bu özelliklere de dikkat çekerken cesaretlerinin altını şöyle çiziyor:


“Sanayi toplumu ve yanlış küreselleşme gençleri de tüketimin öznesi haline getiriyor. Sade, dayanışmacı, duyarlı bir yaşam yerine, hazır yiyecekçi ve marka düşkünü, depresyon eğilimli, yalnızlık duygusuna kapılmış, geleceği ellerinden alınmış, hayalleri yok edilmiş bir gençlik yaratıyor. Ancak bu olumsuzluklara karşın kendi belirlediğimiz bir yaşantımız, cesaretimiz, duygularımız, hayallerimiz var bizim. Bazen yalnızlık duygusu yaşansa da, asla tek başımıza değiliz. Sokaklarda müzik, bu yönüyle de çok önemli herkes için.”


Yaşamın bitme noktası değil midir hayallerin tükenmesi insanın? Genç yaşlı, ırksal, kültürel, dinsel inancı ne olursa olsun… Güldeste: “Düzgün gitmeyen şeylere karşı çıkalım. Değişimin ve dönüşümün gücüne inanalım. Bunu yaşayalım ve gösterelim” diyor. Deniz’in dileği adeta Almanya’daki gençlerimizin durumunu sergiliyor: “Anneler babalar, tutun çocuklarınızın kollarından. Onlara sanatsal açıdan da kendilerini geliştirebilecekleri şanslar verin.”


                      Alyuvar’ın dilekleri ve hayalleri var.

Daniel’in düşlerinde insanlar şöyle yer ediyor: “Dünyada her şeye yetecek kadar yiyecek, içecek, sanat, müzik, sevgi var. Yeter ki; bunu gerçekleştirecek ortam yaratalım ve bunları paylaşalım.”

Sokaklarda müzik yaparken grup fotoğrafı bile çektirmeyecek, bu konuda sitelerinde hayranlarından yardım isteyecek kadar amatör ruhlu Alyuvar. Onlarla Türkiye’deki hayranlarından Fatih Yavuz’un açmış olduğu Facebook sayfasından ve Google’de “Alyuvar” aramasıyla tanışmanız mümkün. Ruhi Su’dan sonra halk müziğimizi eşsiz biçimde baştan, mezzo sopranoya kadar yorumlayabilen Deniz’in eşsiz sesi, doğaçlamaları ve müziğiyle sarmaş dolaş olmanız mümkün. Türk Halk Müziği ağırlıklı ilk CD’lerini bahara doğru çıkartmak istiyorlar.

Kim bilir belki yazın Alyuvar’ları uyku tulumları yanlarında, İstiklal Caddesi’nde, Eskişehir ve İzmir’in sokaklarında görebiliriz. Belki de çağdaş bir belediyemiz Alyuvar’ların Türk gençleriyle buluşmasını, kaynaşmasını sağlar.metekizik@cumhuriyet.com.tr


4305 104803755708 721910708 3088202 4276003 n





Kommentiere diesen Post
S
<br /> Segili Alyuvarlarim,<br /> müziginiz dinledikten sonra,ilk parcaniz bitmeden,en büyük hayranlarinizdan biri oldu!m.Tebrikler ve selamlar olsun!Canli,heyecan dolu sanatiniz insanin kalbi ve akli ulasiyor ve kaliyor!Umarim<br /> halkinin paylasi olur !<br /> Selamlar ve sevgileriyle<br /> Sabine Ak<br /> <br /> <br />
Antworten