|  Kadın hareketlerinde aykırı sesler... METE KIZIK Haziran’da AB üyesi ülkelerde gerçekleştirelecek AB Parlemontosu seçimlerinin heyacanı gittikçe artıyor. Türkler, Türkiye’nin AB üyeliği, yabancılar ve göçmenler konusu aşırı sağ çevrelerin tepe tepe kullandıkları, sömürdükleri seçim propagandalarının baş konusu oluyor. Bu çevrelerin en aktif kesimleri arasında kadınlar var. Sağcı parti ve örgütlerde kadın hareketliliği dikkat çekiyor. Kadınlar üzerinden yabancı düşmanlığı ve erkek egemenliği yüksetilmek isteniyor. Avrupa’da genel kanı aşırı sağcı ve neo-nazi hareketlerin erkek dünyasının egemenliğinde sürdürüldüğü yönünde. Kadınların ise yabancı ve Yahudi düşmanlığına karşı, anti ırkçılık yanlısı oldukları yaygın bir görüş olarak kabul görüyor. Özellikle şişman Alman kadınları arasında yabancı düşmanı hemen yok gibi. Çünkü; “yerliler” tarafından estetik bulunulmadığı için selam bile verilmeyen, alay edilen, “yerli” arkadaşları bile olmayan bu kadınların hemen hepsinin sevgilileri, yabancılardan oluşuyor. Ancak özellikle son 2 yıldır manzara hâlâ gerçekten böyle mi? Yaşananlara bakıldığında manzaranın artık klişelerden farklı olduğu anlaşılıyor. Almanya’da aşırı sağ kanatta 2 kadın örgütünün gittikçe büyüyen etkinlikleri ve üye sayısı dikkat çekiyor. Yabancılara paldır küldür dayak atanlar, tekme tokat saldıranlar arasında kadınların sayısı gittikçe yükseliyor. Almanya neo-nazi hareketler konusunda uzman Renate Feldmann neo nazi kuruluş ve fraksiyonlarının üçte birinin kadınlardan oluştuğunu, yasal aşırı sağcı partilerde ise bu onanın yüzde 20’ye ulaştığını belirtiyor. Ancak yönetim kademelerindeki kadınların sayısının ise yüzde beş oranında oluştuğunun da altını çiziyor. 3K mazi mi oldu? Özellikle 68 Küresel İsyan’ın etkisiyle yoğunlaşan kadın hakları ve feminizim mücadelesinin bugünkü düzeyi, kadını klasik 3 K (kilise, çocuk ve mutfak) kalıbına sokamıyor. Ancak sağ çevrelerin, kadınların çocuk bakımı ve evde yaşamalarını istemeleri, aspirini çikolota kağıdına sarmak gibi algılanıyor. Geçmişte on binleri etkileyen yaklaşımlar zamana uyarlanmış durumda... Nasıl mı? Aşırı sağ çevreler; feministlerin çok uzun yıllar kavgasını verdikleri doğum öncesi ve sonrası iznin 5 yıla çıkartılmasını bugün açık açık savunuyor. Türkiye’de Başbakan’ın 3 çocuk doğurun isteği ve emri bu kez Avrupa’daki bu çevrelerde en az 5 çoçuğa çıkıyor. Kalabalık yerli ailelerin vergi ödememesi, yalnız yaşayan annelere devletin daha fazla destek vermesi isteniyor. 1999’da ölen Sigrid Hunke’nin “yeni sağ” olarak formule ettiği düşünceler sistemi “German’larda kadın ve erkeğin eşitliği” ilkesine dayanıyor. Yine “German halkları” formülüyle kadına ayrıcalıklı bir rol biçilerek “doğurganlık, doğal ve dünyalık bir özelliktir” ilkesiyle eğitilmeleri gerektiği talep ediliyor. Tabii bunlar Nazi döneminde bol bol pompalanan ve yaşananların günümüzde feminist söylemlerin kopyasından başka bir şey değil... Farklı sesleri de yok değil. Bir kısım çevreler iş dünyasında yer alan kadının aslında erkekleştiğini öne süreken diğer kesimde iş alanında eşit işe eşit ücreti savunuyor, ayrımcılığı kınıyor. Nazi dönemi ve öncesi kadınlar aşırı sağ çevrelerde genellikle dinleyici ve pasif biçimde yer alırken günümüzdeki manzara çok farklı. Kapalı ve açık alan toplantılarda hem örgütleyici hem de katılımcı olarak varlıklarını bu çevrelerde daha çok hissetiriyorlar. İşyeri sözcülüğü, okul aile birliklerinde yer almak bu çevrelerin ilk hedefleri arasında. Çünkü aşırı sağ fikirlerini bu ortamlarda dile getirmeleri daha kolay ve tepki çekmiyorlar. Masumane olarak neo faşist görüşleri savunanların yanında başkaları da var. Militan aşırı sağcı “Skinkızlar, Renees” örgütlenmeler gibi grupta yer alıyor. Bunlar yabancılara karşı şiddet eylemlerinde bulunuyor. Beyzbol sopalar, kesici aletler, göz yaşartıcı spreyleriyle birçok yabancıyı hastanelik yapıyorlar. Öyle ki “Berlin Kapısı Dostluğu” grubu terörlerinden ve yükselen tepkiden dolayı kapatılmak zorunda kaldı. Ancak örgütlenme, yasaklanmaya karşın hâlâ etkinliğini sürdürüyor. Avusturya’da ise manzara daha beter. Avusturya İçişleri Bakanlığı’nın 2008 Anayasayı Koruma Raporu’na göre şiddet eylemlerine karışan aşırı sağcı gruplardaki kadınların oranı, yüzde 10’a ulaşmış durumda. Oysa geçen yıllarda bu oran sadece yüzde 2 dolayındaydı. Ancak bu raporda parlemontoda temsil edilen ve içlerinde çok sayıda aşırı sağcı kişilerin ve görüşlerin de yer aldığı 2 parti, “aşırı sağ” kapsamında değerlendirilmiyor! Örneğin Avusturya Hürriyetçiler Partisi’nden Barbara Rosenkranz milletvekili. Kendisini ev kadını ve anne olarak tarif ediyor. Avusturya’daki aşırı sağda, ünlü simaların yüzde 10’unu kadınlar oluşturuyor. Mali destek verenlerin, çeşitli gazete ve web sitelerinde aşırı sağcı görüşleri dile getirenlerin arasında bu oran yüzde 20’ye çıkıyor. Ülke genelinde yaygın bir örgütlenme olan “Oğlanlar Birliği” Almanya’daki örgütlerin tersine kadınlara da açık. Bu örgütlerde kadınların bira içmesi yasak, ancak şarap içebiliyorlar. Karate ve judo soporu yapan kadınların çok büyük kesimi aşırı sağcı kadınlardan oluşuyor. Kadın ticaretine ve şiddetine karşı çıkıyor, German kadınlarının “yabancı” erkekler tarafından kirletildiğini öne sürüyorlar.Viyana’da cami yapılmasına karşılar. İlticacıların derhal geldikleri ülkelere geri gönderilmesini, suç işleyen yabancıların derhal sınır dışı edilmesini istiyorlar. Manzarayı Avusturya Anti-faşist Direniş Belge Arşiv Kurumu Başkanı Andreas Peham şöyle özetliyor: “Özellikle aşırı sağcı parti seçmenlerinin arasında kadınların sayısında artış oluyor. Bu yapılanmalar erkek egemenliğinde olmasına karşın kadınları çekiyor. Kadınlar eliyle yabancı düşmanlığı toplumda kabul ettirilmek isteniyor. Avusturya’daki aşırı sağ hareketler daha fazla toplumda kabul görebiliyor.” Avrupa’da bir başka kadın hareketinin ayak sesleri yükseliyor...
NOT: Ana sayfada 1-2 (weiter)rakamlarına basarak diğer yazılarada ulaşabilirsiniz |