| ALMANYA 1962 yılı ekim-kasım arası Küba krizi oluşur. ABD, Küba’daki devrimi boğma hesapları içindedir. 22.11.1963 tarihinde ABD Devlet Başkanı John Kennedy öldürülür. 4 Nisan 1968’de insan hakları savunucusu Martin Luther King öldürülür.1965 yılında ABD, Kuzey Vietnam’a saldırır. Bombalar yağdırır. 500 bine yaklaşır işgal güçlerinin sayısı. Ho Şi Ming direnişin sembolüdür. “Ho, Ho, Ho Şi Ming 1, 2, 3, daha fazla Vietnam” sloganı, dünyanın dört bir yanında yankılanır.21.10.1967 tarihinde Vaşington’da 300 bin kişi barış yürüyüşüne katılır. 1945 sonrası İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanya tutucu bir yapıdaydı. Alman vatandaşları, savaş ve Hitler faşizmini yaşamış, Nazi dönemiyle ilgili olarak kendilerini ve tarihlerini henüz yargılamamışlardı. Baba, ailenin reisi, sözleri itirazsız uyulması gereken kişi ve aileyi yönetmekle yasal anlamda görevliydi. Ev bütçesini yapmakla, çocuklarına harçlık vermekle yükümlüydü.Çocukların yükümlülükleri arasında aileye utanç kaynağı olacak durumlar yaratmaması gerekiyordu. 13 yaşındaki bir erkek çocuk, ütülü pantolon ve gömlek giymeliydi.Kadınlar kilise, çocuk ve mutfak üçgeninde sınırlanmıştı. Anneler kocalarına karşı ev işlerinden, çocukların eğitiminden ve okul başarısından sorumluydular. 1963 yılında yapılan araştırmaya göre, kadınlar arasında bile yüzde 60 oranında, çalışmak “normal” sayılmıyordu. Çalışan kadınlar ancak erkeklerin üçte bir oranında ücret alıyorlardı.Meslek kariyeri yapan kadınların sayısı, özellikle kentler dışında parmakla gösterilecek kadar azdı. 1966 yılında yapılan ankete göre üniversite öğrencilerinin yüzde 62’si bakire ve bekârete önem veriyordu. Kadın üniversite öğrencilerinin evlerindeki misafir erkekler, saat 22.00’ye kadar evi terk etmek zorundaydılar. Çünkü Vaymar imparatorluğundan kalma yasa olan Ceza Yasası’nın 201. maddesi gereği, evlilik dışı çiftlere seks olanağı sunan kişi, 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılırdı. Çiftler ev kiralarken evli olduklarını belgelemek zorundaydılar. Devlet yönetimindeki isimler 68 olaylarının arifesinde devlet yönetiminde Nazi döneminden kalan etkin isimler yer alıyordu. Nazi dönemi propaganda bakanı Goebbels’in yanında çalışmasına rağmen Georg Kiesinger, başbakan koltuğundaydı. Örneğin kabinedeki bakanlardan Oberlaender, SA’lara bağlı bir özel birliğin başkanı ve 3 bin Polonyalı erkek, kadın ve çocuğun öldürülmesinden sorumluydu.Başbakan Adenauer’in devlet sekreteri Globke, “Nürnberg Irk Yasası”nı hazırlamıştı.Cartens, Nazi-SA’ların başaktörlerinden biriydi.Krüger’in Polonya’daki ölüm cezaları ve bunun yerine getirilmesiyle ilgili sorumlu, özel bir savcı olduğu daha sonradan ortaya çıkacaktı.En ilginç örneklerden birisi de Peenemünde’deki Nazi çalışma kampının inşaat planını yapan kişi olduğu yönündeki belgelere karşın Heinrich Lübke’nin cumhurbaşkanı yapılmasıydı...Bu süreçte parlamento dışı muhalefet (APO), daha sonra adını Almanya Milli Partisi (NDP) olarak değiştiren Nazi yanlılarına karşı mücadelesi ve toplumsal muhalefetiyle, gençliğe özgüven sağlıyordu. 68 kuşağının simge isimlerinden Hans-Christian Ströbele, “Sivil direniş, her yerde ve her zaman doğruyu söylemek ve doğruyu yapmak, gerektiğinde yasaları da karşısına almaktır” diyordu.  Uluslararası dayanışma RUDİ DUTSCHKE Vietnam karşıtı yürüyüş ve eylemlerin düzenleyicisi, büyük koalisyon ve olağanüstü hal yasaları gösterilerini organize eden APO lideri, Springer basınına bayrak açan, kuramcı, gençlik önderiydi Dutschke. Özellikle Springer medyasının sıkça boy hedefidir. Almanların Milli Gazetesi (Deutschen Nationalzeitung) 22 Mart 1968 tarihli sayısında “Dutschke’yi durdurun, yoksa iç savaş çıkar. Günün sloganı: Sol devrimi durdurun! Aksi takdirde tüm dünya huzursuzlarının Mekke’si olacak!” diye haber yapar. Ayrıca Rudi Dutschke’nin 5 fotoğrafına yer verir. 11 Nisan 1968’de Josef Bachmann adlı faşist bir çırağın silahlı saldırısında Dutschke ağır yaralanır. Suikast çok kısa sürede Berlin’i ayağa kaldırır. Teknik üniversite önünden 2 bini aşkın öğrenci, Springer basımevinin olduğu Koch Caddesi’ne doğru yürüyüşe geçer. “Katiller, Katil Springer... Bild gazetesi de kurşun sıktı... Springer, Batı Berlin’den def ol” sloganları haykırılır. Siyah ve kızıl bayrakların dalgalandığı yürüyüşte sayı 20 bini bulur. Gösteriler sürerken Anayasayı Koruma Örgütü ajanı Peter Urbach, bisikletinin sepetinde getirdiği bir düzine molotofkokteyliyle Springer firmasının bir kamyonunu ateşe verir. Ertesi gün tüm gazeteler, öğrencilerin şiddet yanlısı oldukları yönünde başlıklarla çıkar.
Rudi Dutschke 1978 yılında İtalyan arkadaşı Claudio Pozzoli ile gazeteci Valerio Riva’ya verdiği röportajda o günleri şöyle anlatır:“Devrim, birkaç günlük silahlı çatışmalar, kapışmalar demek değildir. Devrim, uzun bir yürüyüştür. Eski klikten yeni bir klik yaratıp yeni insan türü demek değildir. Tam tersine, aşağıdan toplumun demokratikleştirilmesi ve yukarıdaki yönetici bürokrasiye karşı mücadeledir. Dünyanın her yerinde bu savaş sürecek. Bu savaş uzun, çok uzun bir süreçtir. Kavga bitmemiştir...” Dutschke, daha sonra 1970 yılında hücresinde ölü bulunan suikastçı faşist Josef Bachmann’ın kurşunlarından konuşma ve anlama yeteneğini büyük ölçüde kaybederek kurtulmuştur, ama iyileşir. Nitekim 1979’da Bremen Yeşiller Partisi listesinden aday olur. Partinin kuruluş kongresine kısa bir zaman kala, 24 Aralık 1979’da, 39 yaşında yaşamını yitirir. Birçok eyleme öncülük ettiği Berlin Özgür Üniversitesi’nin özel izniyle, okul bahçesindeki küçük mezarlıkta toprağa verilir. Dutschke’nin dostları, uzun süren mücadelelerinin ardından 21 Nisan 2008’de Axel-Springer binasının kesiştiği caddeye “ Rudi Dutschke Caddesi” adının verilmesini sağlayacaklardır. Springer basını ve Bild gazetesi, artık künyesinde “Rudi Dutschke Caddesi” adını kullanmak ve devrimcilerin ölümsüzlüğünü kabul etmek zorunda kalacaktır... "Revolution", sagte Rudi Dutschke einer der führenden Person der 68-er Bewegung, "ist nicht eine Sache von Tagen, wo geschossen wird und Auseinandersetzungen stattfinden. Revolution ist ein langer, lang andauernder Marsch und Prozess um die Schaffung von neuen Menschen, die fähig sind, nicht eine alte Clique durch eine neue zu ersetzen nach der Revolution, sondern massenhafte Demokratisierung von unten" zu entwickeln und "bürokratischer Herrschaft von oben" entgegenzusetzen: "In diesem Kampf habt ihr eure Bedürfnisse zu entfalten, und an diesem Kampf ist jeder beteiligt, wo er sich auch immer in dieser Welt befinden mag" – und dieser lange, lang andauernde Prozess ist noch längst nicht zu Ende." Çörçil’in “20’sinde solcu olmayan kalpsiz, 30’unda hâlâ solcu olan beyinsizdir” sözüne karşılık 68’lilerin kuşak çatışmasını da özetleyen “30 yaş üzerine güvenme” sloganı ortaya çıkıyordu. Uluslararası ilk eylem, Kongo Devlet Başkanı Moise Tschombé’nin Batı Berlin’i ziyaret etmesiyle başladı. Bu ziyaretten önce öğrenci lideri Rudi Dutschke’nin belirttiği gibi “Afrika devriminin sembolü Patrice Lumumba”, Tschombé tarafından katledilmişti. Bu olay üçüncü dünyaya bakış konusunda Alman solunda ayrışmanın başlangıcı oldu. Dutschke, bu eylemleri ve etkilerini 4 yıl sonra şöyle anlatır:“Anti-Tschombé eylemleriyle bizler, ilk kez Batı Berlin politik girişimini sağladık. Bu eylemler bizim kültür devrimimizin başlangıcı olarak işretlendi. Tüm değer ve normları sorgulamamıza yol açtı.”ABD’nin Vietnam halkına karşı napalm ve zehir gazları kullanması ve Almanya’nın bunu ideolojik ve mantıksal olarak desteklemesi, topraklarındaki ABD üsleri, toplumda derin kriz yarattı. Almanya’da üniversitelilerin politize olmasında Vietnam Savaşı kadar hiçbir unsurun böylesi etkisi görülmemişti.5 Şubat 1965 tarihinde 2 bin 500 öğrenci, Batı Berlin sokaklarında saatlerce yürüdü. Öğrenciler Amerikan kültür merkezine saldırdılar. Berlin basını ve özellikle Axel-Springer şirketine ait gazeteler, bu olayı “esefle” karşıladı. Berlin Eyalet Başkanı sosyal demokrat Willy Brandt, ABD Berlin komutanından bizzat özür diledi. Bunun üzerine Berlin sokakları, parlamento dışı muhalefetin merkezi olan Almanya Sosyalist Öğrenciler Birliği (SDS) tarafından “Erhard ve Bonn hükümeti cinayetleri destekliyor... Napalmlarla ölüm, zehir gazlarıyla ölüm... Cinayetlere ne kadar seyirci kalacağız” yazılı afişlerle donatılıyordu. Bu arada sendikacılar, profesörler ve öğrencilerden oluşan 5 bin kişi, 22 Mayıs 1966’da SDS tarafından Frankfurt’ta düzenlenen “Vietnam” konferansına katıldı. Komün 1 60’lı yılların ortasından itibaren gerçekleştirilen öğrenci ayaklanmaları, okul sorunlarıyla sınırlı değildi. Öğrenci liderlerinden Herbert Marcuse bu durumu “yeni duyarlılık” diye nitelendirdi. “Politik ve bireysel özgürleşmenin pratikte birlikteliği, Marksizm ile psikanaliz arasında düşünceyi birleştirmektir” dedi. Gençler, klasik aile yaşamına karşı “Komün 1” adıyla örgütlendiler. Bu yeni biçim, “yaşamı birlikte paylaşma, ortak karar alma, dönüşümlü çalışma, haşhaş, çıplaklık ve özgür aşk” başlıklarında medyanın ilgisini çekti. Parlamento tarihinde iki önemli olay: Parlamento tarihinde iki önemli olay, Almanya’da siyaset sahnesinde önemli gelişmelere yol açar: Bunlardan biri, 1966 Aralık’ta kurulan “büyük koalisyon”, diğeri “olağanüstü hal yasası”ydı... 1965 Mayıs’ında Almanya Sosyalist Partisi (SPD), anayasada olağanüstü kanunları çıkarmak için Hıristiyan Demokrat Parti’yle (CDU) çalışmaya başlar, 1966 Mayıs’ında büyük koalisyon kurulur. Antifaşist kimliği ile tanınan Willy Brandt, eski Naziliğiyle tanınan Başbakan Kiesinger’in ve yıllarca olağanüstü hal yasalarının çıkması için çabalayan İçişleri Bakanı Benda’nın kabinesinde dışişleri bakanı olarak görev alır. Bu koalisyona ve hükümetin kararlarına karşı çıkacak, ülkedeki tek güç olan Parlemento Dışı Muhalefet (APO) harekete geçerek “Demokrasi tehlikede” kongre çağrısı ve kampanyası gerçekleşir, on binler harekete geçer. 30 Ekim 1966’da Frankfurt’ta kongre gerçekleşir, bitiminde düzenlenen mitinge 20 bini aşkın insan katılır.1968 Mayıs’ında olağanüstü hal yasalarına karşı düzenlenen etkinliklere katılım 250 bine yükselmiştir. |