EMPERYALİZMİN SOYKIRIM YALANI
Emperyalizmin soykırım yalanı
Emperyalizm tarafından sıkça ortaya sürülen sözde ermeni soykırımının tekrar dillendirildiği gündü 24 Nisan.
ABD planlarının BOP eşbaşkanı aracılığıyla uygulatıldığı ülkemizde, Ulusal Kurtuluş Savaşı'mıza, anti emperyalizme, Mustafa Kemal'e, cumhuriyet değerlerine ve sosyolojik değerlere saldırılar ayyukaya çıkartılmış durumda. Bunları yapanlar; şeriatçılardan, kürtçülere, cemaatçılardan, soldan dönmelere, din tüccarlarından tek gözlü liberallere kadar aynı yelpazede buluşuyorlar. Bunların bir ortak paydası da Anadolu’da Ermenilerle yaşanan olayları çarpıtmak.
Oysa tarihi gerçekler balçıkla da sıvanamıyor. Türkler; 11. yy. başında İran yaylalarından geçerek, Anadolu’ya yaptığı ilk keşif seferleri sırasında Ermenilerle tanışır. Anadolu'da neredeyse tüm Ermeni krallıkları, Bizans tarafından yıkılmış, Ermeniler Anadolu ortalarına kadar dağıtılmıştı. Bir iki küçük prenslik kalmış, yarı bağımsız durumda varlıklarını sürdürüyordu. Bizans, Ermeni halkına etnik ve mezhepsel farklılığından dolayı yoğun bir baskı ve zulüm uygulamaktaydı. İşte bu ortamda Türkler Anadolu’yu fet ederek Ermeni halkını, Bizans zulmünden kurtardılar. Onları yaşayış ve inanışlarında serbest bıraktılar. Kiliselerine, dinlerine saygılı davrandılar. Bizans derebeylerinin ekonomik zulmünden kurtardılar. Toprağı derebeylerin elinden aldılar, halkın kullanımına verdiler. Bu nedenlerden dolayı Ermeni halkı, Türkleri ve onların yönetimini sevdi.
Bu dostluk 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’ne kadar sürdü. Bu savaşta Osmanlı yenilince Balkanlar’da, Kafkaslar’da büyük toprak kayıplarına uğradı. Ardından Rus Çarlığı, İngiltere, Fransa; Ermeni halkını ve burjuvalarını Osmanlı’ya ve onun Müslüman halklarına karşı kışkırttı.
İlk Ermeni İsyanı 1894’te Sason’da patlak verdi. Ermeni burjuvalarının kışkırtıcıları, bölgenin Ermeni köylülerini o güne dek kardeşçe yaşadıkları Kürt köylülerinin üzerine saldırttı. Yüzlerce Kürt köylüsü katledildi, malları yağmalandı, köyleri yakılıp yıkıldı. Bunu onlarca Ermeni isyanı takip etti. Amaç, nüfusça ancak yüzde 14’ünü oluşturdukları topraklarda, yani Mersin’le Trabzon’u birleştiren hattın doğusunda kalan tüm Anadolu’ da, bağımsız bir Ermenistan devleti kurmakdı.
Bu süreçte birçok Anadolu insanı, kışkırtmalar, isyanlar, tahrikler, yöneticilerin bireysel hırsları sonucu yaşamını yitirdi. Bu konuda çeşitli rakamlar ortaya atıldı. 1916’daki ‘Mavi Kitap’ da, ‘Osmanlı, 600 bin Ermeni’nin ölümüne neden oldu’ denildi. Günümüzde ise bir buçuk milyona, soykırım uyguladı savlarına dönüştü.
Oysa Ermenileri katlettirmek istiyorlardı da neden 1071’den 1878’e, kadar beklenildi? Sözde soykırım için 800 sene niye beklendi? Neden 800 sene bu halklar yan yana kardeşçe yaşadı?
Ermeni isyanı haklıydı demek, bugün Kürtlerin de yaşadığı topraklar tarihi Ermeni vatanıdır demektir. Ermeni İsyanı meşrudur, haklıydı demek, Mersin’le Trabzon’u birleştiren hattın doğusunda kalan tüm topraklar, tarihî Ermeni vatanıdır, burada bağımsız bir Ermenistan kurulsun demektir.
Peki , Osmanlı verse miydi Ermenilere, bu toprakları?
Eğer doğru ve haklıysa, Osmanlı o gün yanlış yaptıysa, bu soykırımı olduğunu öne sürenlerin “ Burası tarihi Ermeni vatanı, Ermeniler gelsin, burada bağımsız devlet kursunlar” istemeleri gerekmiyor mu? Bunu savunamayanların ikiyüzlülük, sahtekârlık yapmış olmuyorlar mı? Bunların “ ileri demokrasi”,” açılım”, “ çözüm süreci” , “ tarihle yüzleşme” demeleri ilginç değil mi?
Bu arada günümüzde soykırım yalanlarını üzerine çok değerli çalışmalar yapan, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün yazılı emriyle Rusya’da Ermeni sorunu üzerine çalışmalarıyla tanınan, Silivri tutsaklarından İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Mehmet Perinçek'inçabalarını ve onun "Rus Devlet Arşivlerinden 150 Belgede Ermeni Meselesi" kitabı takdirle anmak gerekiyor.
Tarihi dönemin nesnel ve öznel koşullarını gözönünde bulundurmadan yapılan yorumlar, üretilen düşünceler doğal olarak tarafsızlıktan, bilimsellikten uzak olacağı herkesin ortak paydası. Bu nedenle 24 Nisan’ı da, dönemin koşullarını bilerek ve irdeleyerek yorumlamak gerekiyor. Tarihin doğru olarak bilinmesi bugüne ve yarına ışık tutacağı şüphe götürmez bir gerçekliktir.